Çocuğunuz Matematiği Neden Sevmiyor Olabilir?

Yıllar içinde fark ettim ki “matematik zor” cümlesi, aslında çoğu zaman “matematik korkutucu” anlamına geliyor. Sınıfta bir çocuk tahtaya kalktığında ellerinin titrediğini, gözlerinin yere indiğini görüyorsunuz. O an o çocuk için sorun, dört işlem değil. Daha derin bir şey var orada.

Peki bu korku nereden geliyor?

“Yanlış yaparım” kaygısı her şeyin önüne geçiyor

Matematik, diğer derslerden farklı. Türkçede bir cümleyi biraz eksik kursan bile bir anlam çıkıyor. Ama matematikte sonuç ya doğru ya yanlış. Bu kesinlik, bazı çocuklar için özgüven kırıcı bir baskıya dönüşebiliyor.

Özellikle evde mükemmeliyetçi bir yaklaşım varsa bu baskı ikiye katlanıyor. “Neden 95 aldın, 100 nerede?” sorusu masum gibi görünse de çocuğun zihninde çok farklı bir mesaj bırakıyor: ne yaparsan yap, yeterli değilsin. Zamanla çocuk doğru yapmaktan değil, yanlış yapmamaktan motive olmaya başlıyor. Bu iki şey kulağa benzer geliyor değil mi? Ama değil. Biri seni ileri taşır, diğeri sadece hata yapmamak için en az riski almaya iter.

Burada ailelerin yapabileceği en değerli şeylerden biri, sonuca değil çabaya odaklanmak. “100 almışsın, aferin” yerine “bu kadar uğraştın, bak nasıl oldu” demek. Küçük bir fark gibi görünüyor ama çocuğun öğrenmeyle kurduğu ilişkiyi köklü biçimde değiştiriyor. Başarı bir hedefe ulaşmak değil, bir şeyler denemek ve sürdürmek olarak içselleşiyor.

Merak susturulduğunda ne kalıyor geriye?

Bir çocuk “peki neden böyle oluyor?” diye sorduğunda ne olduğunu hiç düşündünüz mü? Kimi zaman “o kadar karıştırma, kuralı öğren yeter” deniyor. Kimi zaman soru duymazdan geliniyor, kimi zaman da “büyüyünce anlarsın” ile geçiştiriliyor.

Bu anlarda çocuk aslında sadece o sorunun cevabını almıyor değil. Merak etmenin işe yaramadığını öğreniyor. Yavaş yavaş sormaktan vazgeçiyor. Derste sessizce oturup notları yazıyor ama içinde hiçbir şey yanmıyor.

Oysa merak, öğrenmenin belki de en temel yakıtı. Bir şeyi gerçekten anlamak istediğinde beyin farklı çalışıyor. Bağlantılar kuruluyor, sorular üretiliyor, denemeler yapılıyor. Merak olmadan öğrenme olabilir, ezber de olabilir, sınav da geçilebilir. Ama kalıcı, derin bir anlayış zor geliyor.

Bu yüzden bir çocuk garip bir soru sorduğunda, cevabını bilmesek bile “iyi sordun, bakalım” demek çok şey değiştiriyor. Cevabı birlikte aramak, hatta “ben de bilmiyorum, araştıralım” demek, çocuğa merak etmenin değerli olduğunu gösteriyor.

Soyut kavramlar çok erken geliyor

İlkokul çağındaki bir çocuğun beyni somut düşünüyor. Elma, top, parmak… Bunları görüyor, dokunuyor, sayıyor. Ama “sayı ekseni üzerinde -3 ile +5 arasındaki fark” dediğinizde o çocuğun zihninde hiçbir şey canlanmıyor. Boşlukta bir soru işareti kalıyor.

Bu yüzden matematiği somutlaştırmak şart. Terazi, pizza dilimi, para, adım saymak… Bunlar oyun gibi görünse de aslında çok ciddi pedagojik araçlar. Soyuta geçiş, somutun üzerine inşa edilmeden sağlıklı olmuyor.

Hız baskısı motivasyonu öldürüyor

“Kim önce bitirir?” yarışması, hızlı çocukları ödüllendiriyor. Ama o sınıftaki yavaş ama doğru düşünen çocuk ne hissediyor? Her seferinde geride kaldığını. Zamanla “ben zaten yapamam” fikri yerleşiyor ve bu fikir bir kez yerleşti mi, sökmek çok zaman alıyor.

Evde de aynı şeyi görüyoruz. Ödevde her soruyu hızlıca geçmek, kitabı kapatmak, işi bitirmek istiyor çocuk. Anlayıp anlamadığına değil, bitirip bitiremediğine bakıyor.

Peki ne yapabiliriz?

Önce şunu kabul etmek gerekiyor: matematik sevgisi doğuştan gelmiyor. Kazanılıyor. Ve bu süreçte en büyük etken öğretmen ile ebeveynin tutumu.

Yanlış cevabı “hatalı” olarak değil, “henüz tamamlanmamış düşünce” olarak ele alın. “Neredeyse doğruydu, bir adım kaldı” demek, “yanlış” demekten çok daha farklı bir etki yaratıyor. Mükemmel olmak zorunda hissettirmeyin. Denemek, yanılmak ve tekrar denemek matematiğin tam da özü. Bunu çocuk küçükken içselleştirirse ilerleyen yıllarda çok daha sağlam bir zemine basıyor.

Sonuca değil sürece odaklanın. “Nasıl düşündün?” sorusu, “doğru mu?” sorusundan çok daha değerli. Çocuk düşünme biçimini anlatabiliyorsa, matematiği anlıyor demektir.

Ve o garip, beklenmedik soruları ciddiye alın. “Neden sıfıra bölünmez ki?” diye soran bir çocuk aslında size çok güzel bir şey söylüyor: hâlâ merak ediyor. Bu merakı canlı tutmak, belki de yapabileceğiniz en değerli şey.

Son olarak: oyun. Ciddiye alınmayan, hata yapılsa da güldüğünüz, tekrar denendiğinde kimsenin kaşını çatmadığı bir ortamda matematik bambaşka görünüyor. Bunu sınıfta deneyimledikçe daha çok inandım buna.

Matematik sevgisi bir anda gelmiyor. Ama doğru ortamda, sabırla ve biraz da oyunla, her çocuk için mümkün.