Eğitimde Başarı Sadece Not Değil: Ailelere Bir Eğitimci Tavsiyesi
Hepimiz günün sonunda aynı şeyi istiyoruz: Çocuklarımızın iyi bir eğitim alması, ayaklarının üzerinde durabilmesi ve mutlu bir hayat sürmesi. Ama bazen bu “iyilik” isteğiyle farkında olmadan onların yoluna taş koyabiliyoruz. Eğitimde başarının anahtarı sadece okulda, kitapların arasında değil; aslında tam olarak evimizin içinde, sofradaki sohbetimizde ve çocuğumuza bakış açımızda saklı.
Gelin, bugün biraz şapkayı önümüze koyalım ve ailelerin görev ve sorumlulukları derken nerede hata yapıyoruz, nerede “kaş yaparken göz çıkarıyoruz” bir bakalım.
Mükemmeliyetçilik: Başarı Getirir mi, Yoksa Kaygı mı Doğurur?
Birçoğumuzun düştüğü en büyük tuzak bu: Mükemmeliyetçi aile tutumu. Çocuğumuz her zaman en iyisini yapsın, hiç hata yapmasın istiyoruz. Ancak hayatın gerçeği şu ki; hata yapmayan çocuk öğrenemez. Çocuğa her an “daha iyisi olmalıydı” mesajı vermek, onda başarı hırsı değil, yoğun bir başarısızlık kaygısı yaratıyor.
Rahmetli Doğan Cüceloğlu’nun çok güzel bir sözü vardır: “Çocuğunuzun aldığı notlar onun karakterini değil, o konuyu o an ne kadar öğrendiğini gösterir. Asıl mesele, çocuk hata yaptığında yanında olup olamadığınızdır.” Eğer biz sadece sonuca odaklanırsak, çocuğun öğrenme sürecindeki o heyecanını ellerimizle öldürmüş oluruz.
“Dur Yapma, Ben Yaparım” Demek Kimin İşine Yarıyor?
Çocuklarımızın kıyafetlerini biz giydiriyor, ödevlerini biz yapıyor, çantalarını biz hazırlıyoruz. Sonra da “Bu çocuk neden sorumluluk almıyor?” diye yakınıyoruz. Aslında biz onlara sorumluluk bilinci aşılamak yerine, farkında olmadan “Sen tek başına yetersizsin, ben olmazsam yapamazsın” mesajı veriyoruz.
Maria Montessori’nin o meşhur uyarısını kulak arkası etmemek lazım: “Çocuğun kendi başına yapabileceği bir şeyi onun adına yapmak, onun gelişimine vurulmuş en büyük darbedir.” Onların yerine her şeyi halletmek bir sevgi gösterisi değil, onların özgüveninden çalmaktır. Bırakın ayakkabısını yanlış bağlasın, bırakın odası biraz dağınık kalsın. Kendi işini kendi halletmenin verdiği o başarma duygusu, okul başarısından çok daha kıymetlidir.
Kelimelerin Gücü: Özgüven İnşa mı Ediyoruz, Yıkıyor muyuz?
Gün içinde ağzımızdan dökülen o kısa cümleler var ya; “Dur yapma”, “Sen beceremezsin”, “Dökersin şimdi”… İşte bunlar birer özgüven törpüsü. Çocuklarda özgüven geliştirme süreci, bizim onlara duyduğumuz güvenle başlar. Biz ona güvenmezsek, o kendine nasıl güvensin?
Sürekli eleştirilen, çabası takdir edilmeyen bir çocuk, bir süre sonra denemeyi bırakır. Çünkü bilir ki ne yaparsa yapsın “yeterli” olmayacaktır. Oysa başarıya giden yolda en büyük motivasyon kaynağı, sonucun mükemmelliği değil, gösterilen çabanın görülmesidir. “Bak, bu ödev için gerçekten çok uğraştın, bu gayretin beni çok mutlu etti” demek, alınan bir “Pekiyi”den çok daha teşvik edicidir.
Peki, Ne Yapmalı?
Eğitimde ailelerin rolü, sadece okul taksitini yatırmak ya da ders çalıştırmak değildir. Asıl görev; çocuğa güvenli bir liman olmak, ona sorumluluk vererek büyümesine izin vermek ve hatalarını birer öğrenme fırsatı olarak görmesini sağlamaktır.
Unutmayın; akademik başarı bir maratondur ve bu maratonda çocuğun en büyük ihtiyacı arkasından onu iten bir el değil, düştüğünde kalkabileceğine inanan bir çift göz ve samimi bir destektir.
Çocuklarımıza “yapabilirsin” dediğimiz, onların sınırlarını çizmek yerine onlara kanat çırpmayı öğrettiğimiz bir eğitim yılı olması dileğiyle…

